8 Ekim 2013 Salı




Sarkis ve ‘İKİZ’i ve ‘Fark ve Tekrar’





                    “ Bir dünyanın niteliği olarak farklılık, çeşitli ortamlardan geçen ve çeşitli nesneleri   bir araya toplayan 
                    bir tür oto-yineleme sayesinde doğrulanır; yinelemenin asal bir farklılığın derecelerini oluşturması gibi, 
                    çeşitlilik de en az onun kadar temel bir yinelemenin düzeylerini oluşturur… yineleme farklılığın gücüdür 
                    ve farklılık da yinelemenin gücüdür.” (1)




Galeri Manâ’daki karşılaştığımız her iş tanıdık kumaşıyla bir ‘tekrar’ gibi, ama işte her şey kesinlikle ‘fark’lı teyellemesinde saklı. “Ben bir dikiş atmaya çalışıyorum. Paris’te yaşayan buralı bir adamın dikişi. Burada doğmuş, büyümüş, İstanbul kozmopolitliği taşıyan bir terzi denmesini çok arzularım bu dikişi atan kişiye.” (2)

Sarkis, akar, durur, akar; geçici yer-yurt’larda konaklar; belleğinde(n) başlar yürüyüşüne, belgeler, ‘savaş ganimetleri’ne eleştirel ‘sergi-cümle’sini kurar arada, yeniden bakar, kutsal olana geri döner, etrafında dolaşır bir balina ezgisiyle odaların, salonların, terk edilmiş binaların içinde, dışında; yeniden geri dönmek üzere çıkar oradan sonra, kendini kendinde(n), dışarıda(n) yeni eylemleri için kaçırır; kritik bulduğu bağlamlara, sorunsallara derin yaratıcılığıyla; hep geri gelecek olan…

Galeri Manâ’dayız, şimdilik. Sergi mekânı geçici bir konaklama alanı, bir tür geçici yurt. Işık, sesler, nesneler tümden kişisel seçimlerle yaratıcısının kavramsal bağlarla teyellediği yeni bir diyaloga işaret ediyorlar... 

Atölyelerden de, ‘bellek’in bir vatan olarak taşınıp durmasından da bahsetmek mümkün Sarkis’de ve ülkelerden, kulübelerden, yolculuklardan da; deyim yerindeyse bir ‘ iç’in hep ve her seferinde farklılaşan bir aynı’ya yürüyüşü. Belleğin, anıları esas olarak da geçmişi taşıyıp dururken, fikirleri, imgeleri, sesleri, her tür görselliği de taşıyan niteliği Sarkis sözkonusu olunca artık yersiz-yurtsuz oluş’un evidir. Sarkis özelinde, toprak anlamında yer-yurda gönderen vatan aşılmıştır, eylem dolu kaçış çizgisi üzere, yersiz-yurtsuzluk içre zikzakların, araların coğrafyasıdır onun belleği ve evreni. François Zourabichvili hazırladığı Deleuze sözlüğünde şöyle yazmıştı: “Doğum yeri yalnızca muğlak bir dışarısıdır.”


“…Mekanlar yuvaya dönüşüyor. Mekânlar birbirleriyle sevişip doğurmaya başlıyor. Benim sergilerimin tümü bir doğurma yeridir. Fakat onların anneleri, babaları, akrabaları hepsi geçmişte vurgulanmış, yani var olandan doğurtuyorum onları…1972’den beri bu şekilde çalışıyorum…” (3)


Sarkis’de başkalaşmış olarak hep geri dönüp duran var. Nedir Sarkis’de her seferinde yeni bir bağlam, çağrışım ve bazen kotasyon unsuru olarak tekrarlanıp duran: Sanat Tarihi (Maleviç, Matthias Grünewald, Edvard Munch, Aby Warburg, Louis Kahn, Mimar Sinan, Beuys, Gordon Matta Clark, Duchamp…); Müzik (Anton Webern, Alban Berg,  J. S. Bach, Morton Feldman, Scelsi, Igor Stravinsky, Şostakoviç, “Roaratorio”dan “Litany fort he Whale”e John Cage…zaman zaman manyetik bantlarda, zaman zaman canlı ya da cd’ye alınmış kayıtlar olarak); Video (Plan-sekans anlayışında, özünde sinemaya yaklaşan bir video-art olarak); Sinema(Andrei Tarkovski, Sergei Parajanov, Fassbinder, Jean-Marie Straub…); Suluboya (Çoğu zaman videonun iç unsuru olarak); Renkler ve Işık soru(n)ları, katları; Kavramlar (Savaş Ganimetleri, Istırap Hazineleri, Bellek, Karartma, Kutsal…); Bakır; Neon; Mum; Vitray; Bizi her zaman önceki sergi(ler)deki bir duyarlılık zeminine, bir diyalog devamlılığına gönderen Fotoğraf… Derinlerde hep ‘fark’lı olanın ‘tekrar’ı bu; ‘şimdi’de ve ‘tekrar’ etmeli ki her seferinde bir öncekinden farklı bir çağrışımsal akış ve göndermeler ağıyla ve hep yeni bağlamlara işaret ederek gelmektedir malzeme, görüntü, mimari problem ve izler ve teatral olan…

“…Farklılaşmalarının ve farkların her birinde, Fark durmaksızın geri gelir… Fark kendini farklılaştırarak kendini tekrarlar ve fakat asla özdeş biçimde tekrarlamaz… Différnce et répétition zamanın kavramı olarak yeğinsel çokluğun mantığıdır. Fark-boyut her keresinde geri gelir, ama her keresinde farklılaşarak, yani bir başka düzeyde, bir başka plan üzerinde, bir başka boyutta geri gelir… O zaman fark artık yalnızca yeğinliksel bir boyut olarak değil, (başka boyutlara doğru) bir görüş noktası olarak ortaya çıkar: karşılıklı içerimdir bu…” (4)


          Giriş Katı:
1.Dört vitray, üzerlerinde sokaktan dört ayrı insanın fotoğrafı seçiliyor 2. Çerçeveli yağlı boya bir Sarkis tablosu, göz hizasına asılmış. 3.Sarkis’in Rotterdam’daki denizaltı hangarında açtığı serginin büyük boy fotoğrafı; fotoğraf işin alt kısmına ağırlık vermiş.  4. Duvardaki büyük boy fotoğrafın hemen önünde birbirine yakın konumda duran bakırla kaplanmış iki kolon ve bir amfi.  5. Tavandan sarkan uzun bir zincire takılmış ve bir motorla inip kalkan bir bakır zil. Zil yerde duran yine bakır bir kaba değip kalkıyor, çıkan o ses… 6. İkili ama birbirine yakın gruplandırılmış ve çok yükseğe asılmış dört Afrika maskının  konulduğu zeminde yansımalarının da fark edilebildiği fotoğrafları… 7. Burkina Faso’dan, giyeni görünmez kılan bir elbise: Dozo… 8. Yere monte edilmiş bir ekran ve sürekli dönen iki video iş… 9. Kiliselerde mum yakılan sunakları anımsatan bir bakır sunak, sunakta birkaç mum damlası… 10. Çerçeveli yağlı boya bir Sarkis tablosu, göz hizasına asılmış. 11. İkili ve çok yükseğe  asılmış iki Afrika maskının, konulduğu  zeminde yansımalarının da fark edilebildiği fotoğrafları… 12. (Ortada) Üzerine kare bir bakır levha konulmuş, kare bir ahşap, bir tür taşıma kasası, içinde rulo halinde duran taşımada kullanılan baloncuklu  naylon , naylon koyu su yeşili tonunda…
13. Üzerinde parmak izleri olan bir boy aynası…

          Üst Kat:
1.(Tekrar)  2. (Tekrar)  3.Sarkis’in Rotterdam’daki denizaltı hangarında açtığı serginin büyük boy fotoğrafı; fotoğraf  işin üst kısmına ağırlık ermiş.  4. (Tekrar) Kolonlar araları açık yerleştirilmiş… 5. (Tekrar)  6. (Tekrar) Yerleştirme farklı, ikili gruplandırılmış bu dört fotoğraf  ikili halde duvarların birleştiği köşe ortada kalacak şekilde birbirinden ayrılmış olarak yerleştirilmiş… 7. Ahşap Afrika heykeli… 8. (Tekrar)  9. (Tekrar)  10. (Tekrar) 11. (Tekrar)  12. (Ortada) Mimar Sinan’a gönderen, iki zincirle oluşturulmuş ve tavandan baş aşağı asılınca ters çevrilmiş bir kubbe yaratan, tam altına denk gelecek şekilde konulmuş ortası delinmiş bakır daire. 13. (Tekrar)  14. Çerçeveli yağlı boya üçüncü  bir Sarkis tablosu, göz hizasına asılmış.



Galeri Manâ’nın giriş katına yerleştirdiği bakır, ahşap, taşıma naylonu malzemeleriyle gerçekleştirdiği o küpü önümüze bırakarak Sarkis’in Donald Judd’a şöyle bir göz kırptığı ama sonra yanından geçip gittiği söylenebilir. Bana kalırsa Sarkis bunu 1916 tarihli işi “With Hidden Noise” ile Duchamp’a ve küpün üstünü kaplayan bakırın karesiyle Maleviç’e de  yapmaktadır.
Her şey şimdi ve burada boğazın yakınında Galeri Manâ’nın sergi salonunda John Cage’in karşısında olup bitme(me)ktedir, taşınanın, taşınacak olanın koyu su yeşili malzemeye sarılacağı gerçeğini de unutmadan. Söylenebilir ki, bu nefis işin ve salondaki yerleştirilmesiyle gelen diyalogun sakince ve derinden akan niteliği heyecan verici. Bu diyalog bizi, salonu kaplayan Cage’in sesleriyle sanata ve doğaya göndermektedir. Bu bağlamda üstü kare bakır yerleştirmeli ahşap küpün, içi sanat yapıtlarıyla dolu kasaların depolarda saklandığı o müze-mezarlara gönderdiği de söylenebilir. Ve yapıt(lar) bu kasalarla taşınmaya kalkılırsa taşıyanın (vicdanın o öldürmeyin, yaşatın diyen) yüzü bakırda yansıyacaktır. Bizlerin olduğu gibi yapıt(lar)ın da görünmeye ve o görünmeyle gelecek olan diyaloga ihtiyaçları vardır, bizim de yansıyan yüzümüzle bu gerçeği düşünmeye...

“…Fark yalnızca onu farklılaştıran farklarda varolur ve buradan itibaren tekrar yalnızca bu farkların birinden diğerine işler. Yinelemenin ıraksamalı, sapmalı, başkalaşımlı karakteri, bir karşılıklı içerim fikrine açılır… Artık tutarlılığı özdeş değil uzaklıktır, karşılıklı içerimdir…oluş bir varolandan bir varolana gitmez, arada gerçekleşir…” (5)




Müzik, sergi salonunda ve içimizde, yarattığı o görünmez uzayda akarken Sarkis’in görünürlük/görünmezlik kavram çiftinin altını çizmektedir. Müziğin özünde ‘Görünmezlik’i duvardaki kulelere asılı çanlarla beliren ‘gösteren/gösterilen’ ikiliğiyle bakışım halindedir. Ve o fotoğrafla bir yandan Sarkis’in bir önceki işi yani kişisel tarihi akarken bir yandan da Cage’in ‘kutsal’ olanın (Litany fort he whale)  ne olduğuna çağıran sesinin altı çizilmekte. Cage’in müziğinin çevreye, doğaya gönderen niteliğinin yanı sıra, ses kolonlarının iletkenliği ve yansıtma özelliğiyle öne çıkan bakırla kaplanması hem ‘görünmez’ olanın işaretlenmesi hem de ses ve bakırla gelen o iletişim eksenini vurgulamaktadır…

                                                                                                                                                                           
İkiz” başlığı üzerinde durulmalı şüphesiz. Yukarıdaki listede üzerinde durduğumuz nicelik ve niteliklere, serginin alt ve üst katları arasındaki ‘tekrar ve fark’ öğelerinin içinden ‘Görünen / Görünmeyen’ çiftini de taşımıştı Sarkis. Ve sorular: zilin hareketiyle, zilin çarpıp ses çıkardığı bakır kütlenin içinde ne var? Üst katta delikli bakır tepsi ve tam üstüne zincirlerle ters çevrilmiş bir Mimar Sinan kubbesini akla getiren yerleştirmedeki tepsiye bir su damlası düşse o su delikten nereye gidecek? Bu anlamda ‘Görünen / Görünmeyen’ kavramsal çiftini tekrar düşünmek gerekiyor. Sarkis, 24 mayıs 2013’de Galata Rum ilkokulundaki konuşmasında “Modern sanat özelinde Picasso’dan Matisse’e kadar Afrika sanatının etkileri oldukça canlı iken Afrika Sanatının Türkiye’de hiçbir zaman bir izi olmamıştır” demişti. Afrika sanatını Galeri Manâ’nın salonuna çağıran Sarkis ‘Görünmeyen’i ‘Görünen’ kılarken müthiş incelikli de bir ağ kurmaktadır.
Afrika maskelerinin fotoğraflarının (ki maskeleri yansıtmalı bir yüzeyde fotoğraflamış Sarkis ve yansımalarla maskeler ‘ikiz’leştirilerek ‘tekrar’dan yaşamaya başlamışlardır.) Galeri Manâ’nın duvarlarındaki yerleştirilme biçimi… Maskelerin fotoğrafları neden bu kadar yukarıya asılmışlardır? Bu asma biçimi Maleviç’in siyah karesinin kendi stüdyosunda ve ardından gerçekleştirilen süprematist sergide işini yukarı asmasını akla getiriyor.  Ve Maleviç diyaloguyla birlikte ‘Kutsal Olan/ Kutsal Olmayan’ ikiliğini de beraberinde getiren bu yaklaşımın aşılmış bir kartezyen düşünceyi tekrarlamaya değil, serginin ‘İkiz’ çerçevesine hizmet ettiğini söylemekte yarar var.
Yine ‘İkiz’ kavramsallaştırmasından uzaklaşmadan Afrika sanatının işlenme biçimine geri dönelim, Sarkis’in aynı tarihli konuşmasından ipucu olabilecek cümlelerinden yola çıkarak: Burkina Faso yerlilerinden savaşçıların, şamanların, avcıların giydiği ve Galeri Manâ’nın hemen giriş katında görebileceğimiz ‘Dozo’ giysisi. Sarkis’in sözleriyle ‘Dozo giysisi’ni giyen kişi barış zamanında avına, savaş zamanında kendisine, kabilesine savaş açan karşısındakinin yanına görünmeden yaklaşabilmektedir”. Kutsal olanın ‘tekrar’ çağrıldığı bu durumu vitraylar için de söylemek gerekir. Sarkis’in daha önceki sergilerinde de karşılaştığımız vitraylar aracılığıyla ‘kutsal’ olan ‘İkiz’de ‘tekrar’lanırken kutsal olan günlük yaşamca, sokakta karşılaşabilinecek olanla tanımlanmaktadır. Bu aynı zamanda sokağın, sadece ses ve ışığıyla değil, anonim görünen yaşamıyla da galeri salonuna çağrılmasıdır.

Serginin ördüğü metin içerisinde John Cage’e tekrar dönmeli. Rotterdam’daki ‘Denizaltı Hangar’ında gerçekleştirdiği sergisinde yine Cage’in müziğine yönelmişti Sarkis. Cage’in aynı “Litany for the Whale” bestesi  İstanbul’da çanlarla yorumlanarak (‘fark’)  Galeri Manâ’da ‘ tekrar’lanmaktadır. Karaköy yakınlarında bir zamanlar azınlıkların yoğun olarak çalıştığı, yaşadığı sokaklarda ve Osmanlı mimarisinin nitelikli örneklerinden Mimar Sinan imzalı 1580 tarihli “Kılıç Ali Paşa” Caminin yanında, akıp duran boğaz sularının kıyısında, uluslar arası gümrük binasının berisinde, çevresel bir duyarlılığa gönderen bestesiyle John Cage ve Sarkis sessizce  konuşmaktadırlar. Şu ‘fark’la: Orjinali iki insan sesi için yapılmış olan beste ‘şimdi’de yukarıda bahsettiğim çevre içinde çanlarla yorumlanmış olarak… Bilen biliyordur, John Cage’in “Litany fort the Whale” bestesi  Cage’in dünyanın çevresel gidişatından duyduğu rahatsızlığının ifadesiydi. Bestenin çan sesleriyle Sarkis’ce gerçekleştirilmiş yorumunda durum, yukarıdaki çerçeve dolayısıyla ki ne yazık ki yaşatılmamış olanı düşündürerek, politikleşmektedir.

Ve başka sorular: duvarlardaki işler Sarkis’in bahsettiği ve çocukluğunda çalıştığı ayakkabı tamircisinde, eğilen çivilerin düzleştirilmiş olanlarınca mı asılmıştır? Galeri Manâ’nın alt ve üst katı doğal yapısı gereği ve bu sergi özelinde ne yazık ki ‘ikiz’ kavramına bir hiyerarşi mi getirmektedir; bu sergi yerleştirme olarak tümden yataylık getirebilecek bir salonda kurulsaydı bu aşılmış olunur muydu?

Ve akla gelebilecek bir başka soru: “İkiz”de Mimar Sinan’ın izi belirginken Louis Khan’ı sergide tam nerede aramalı? İki katı birbirine bağlayan merdivendeki Sarkis’in el yazısıyla gerçekleştirmiş olduğu “Sinan / Khan” neonu okumayı güçleştirecek kadar küçük mü kalmıştır? Düşünmeyi sürdürmeye çalışarak: Belki. Ama ‘İkiz’in tamamı boyunca sözünü sessizce ve sakince söyleyen, bizlerden gerçek bir dikkat bekleyen üslubu düşünüldüğünde son derece tutarlıdır Sarkis bu seçiminde.


Son olarak, Sarkis’in “İkiz” sergisindeki iki video işi üzerine düşünmeye çalışmak... Video işlerden biri Sarkis’in sanatsal tarihinde kritik kavramsal işaretler taşıyan “Kriegsschaltz: Savaş Ganimeti”, “Klassenkrieg: Sınıf çatışması” ile ve hatta belki “Kaptan Sarkis” ile bağlar kuran bir video… Bu videoda alüminyum dış kaplama malzemesinin üzerine büyük harfle ve kırmızı renkte ‘K’ harfi yazılmıştır. K’nın üzerine süt dökülmeye başlanır. Süt tümden alüminyumu ve yazılı K harfini kapatıncaya kadar dökülür. Süt, zemin(dekin)i tümden kapatarak kıpırtısızlaşır ve sonuçta zemin deyim yerindeyse beyaz bir aynaya dönüşür. Bir noktada Sarkis’in eli kadraja girer ve kırmızı boyayla bir nokta bırakır sütün üstünde. Kırmızı nokta sütün üzerinde biraz dağılır ve durur.
Videolardan diğerinde Sarkis sol avucuna alabileceği kadar su koyar. Diğer el yanan bir mumla girer kadraja. Mum avuç içindeki suyun üzerine damlatılmaya başlanır. Bir noktada bu işlem durur ve avucun yanmasını engelleyen su, mumum da donmasını hızlandıracaktır. Kendisi donabilen, buharlaşabilen, akıp gidebilen, konulduğu kabın (avuç) şeklini alabilen su, burada hem bedeni yanmaktan koruyandır hem (kutsal olanı da çağrıştıran) mumdan akan damlaları dondurup sabitleyendir…
Bu iki video için şu iki şeyin de altı çizilmeli. İlki: her iki video da daha çok ve ilkin sinemada kullanılan plan-sekans anlatımıyla gerçekleştirilmiştir. İkincisi: Her iki videoda tek bir monitörden gösterilmektedir ve monitör bizi videoyu yukarıdan seyretmemize zorlayacak şekilde direk yere konulmuştur; dikkatle izlemek için ayrıntıları eğilin…
Sarkis’in video işleri tek başına bir yazı konusu. Burada sadece bu iki işin genel çerçevelerini aktarıyorum. Daha fazla yorum ve ayrıntı diğer işlerle birlikte bir başka yazının konusudur.

“…Formel fark artık… varlığın içine geçer…” (6)


Sarkis’in gözlere ve kulaklara fısıltısı sürmektedir…





Uygar Asan



Kaynakça:

(1)
Gilles Deleuze “Proust ve Göstergeler” s.57
Kabalcı Yayınları, 2002. Çeviren: Ayşe Meral

(2), (3)
Eylül 2009-Ocak 2010 tarihleri arasında Sarkis’in İstanbul Modern’de açmış olduğu “Site” sergisi dolayısıyla sergi katalogu için Levent Çalıkoğlu’nun yapmış olduğu “Tüm sergilerim Bir doğurma yeri” söyleşiden.

(4), (5) ve (6)
François Zourabichvili, “Deleuze: Bir Olay Felsefesi”
“ Çokluk: Fark ve Yineleme” kısmında…
Bağlam Yayınları, 2008, sayfa: 102 ve 103 ve 104, Çeviren: Aziz Ufuk Kılıç
Not: Aziz Ufuk Kılıç, daha sonraki bir Zourabichvili çevirisinde (Deleuze sözlüğü, say, 2011)
‘Yineleme’ yerine ‘Tekrar’ kavramını kullanmayı seçtiğinden, kendisine sadık kalarak ilk çevirisi için de ‘tekrar’ kavramını kullanma yoluna gittik…



Not 1: 
Yazının, merkeze aldığı “Tekrar” ve “Fark” özelinde ve Sarkis’in o yaratıcı teğelleme ediminin de getirdiği bir ilhamla yazı ‘tekrar’lı ve geri dönüşlü kurulmaya çalışılmıştır. Ne kadarı olmuştur bilmiyorum…

Not 2:
Sarkis’in sergisini 24 mayıs 2013 günü gezdim. Bir hafta sonra o nefis gezi direnişi sardı yaşamı. Ne yazık ki serginin kapanış tarihi uzatılmasına rağmen ikinci, üçüncü… kez gezemedim sergiyi. İçimde ukdedir…






İlk Yayımlandığı Yer:
Cin Ayşe Fanzin 
Cin Editör: Anita Sezgener
Sayı: 10, Güz 2013










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder