18 Mart 2013 Pazartesi

.
.
.
 
 p r a g - f l u x
 
 u y g a r    a s a n
 
 
 
 
1.
 
                                               
 
      Bir sonraki soru: ne böceği? Yorumcular hamamböceği diyor, bu da
saçmalamak oluyor tabii. Hamamböceği gövdesi yassı, geniş bacakları
olan bir böcektir. Gregor ise kesinlikle yassı değildir; alttan ve üstten, yani
sırttan ve karından bombelidir, ayakları da ufaktır. Yalnızca bir açıdan
hamamböceğini andırır, rengi kahverengidir. Hepsi bu. Bunlar dışında bölük bölük
ayrılmış son derece şişkin bir karnı ve üzerinde kanat yerleri belirgin olan sert,
yuvarlak bir sırtı vardır. Meyve böceklerinde bu kanat yerlerinin içinde gerektiğinde
açılabilen ipeksi, küçük kanatlar gizlidir ve bunlar el yordamıyla uçan böceği millerce,
millerce uzağa götürür. Gariptir, böcek Gregor sırtının sert kabuğu altında
kanatları olduğunu hiçbir zaman fark etmez.
(Bu bence yaşamınız boyunca bir hazine gibi saklamanız gereken bir gözlem.
Kimi Gregor’lar, kimi Joe’larla Jane’ler kanatları olduğunu bilmezler…) …
 
 
 
 
 
 
  
2.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 3.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
not 1:
 mazgal fotoğraflarının tamamı prag'dandır.
 
not 2:
metin, vladimir nabokov'un
'edebiyat dersleri' kitabının 'kafka / değişim' bölümündendir.
çeviri: fatih özgüven, nihal akbulut
ada yayınları, 1988, sayfa: 129
.
.
.
ilk yayımlandığı yer:
cin ayşe,
bahar 2013, say: 9
.
.
.
 


incirin moru

tırnaklarımın arasına incirin moru girmiş. temizlenirken tom morello geldi eve.
eşi ve çocukları da vardı yanında. bir işçi ayaklanmasından bahsettiler, çocuklara
bakabilir miymişim. bakarım dedim. bi cesaret nancy’vari çizgiler için biliyorum
şart değil ama bi otomobil mi alsam dedim çocuklar oynarken salonda. ben de onlar
gibi yaşama hızla tüyüp kıyısından eklensem. kahve yaptım çocuklar uyuduktan
sonra kendime. bu gece durum farklı gerçi ama onlar gelmeden önceki yalnızlığım
bi daha olmasın vari bi düşünceyle bi ses çıkartma için bi ses bulmak istedim.
başkalarının inşaatından kalan bi kalasla bi duvara kendimi sabitlemek mi istedim
emin değilim. charles ray’in işi gibi bi şey işte. olmayan aidiyetimi bi an
kabullenmekte zorlandığımdan böyle yazdığımı fark ettim sonra.

tom’la eşi geldiler iki gün sonra. çok mutluydular. arkadaşlarımız ellerinden gelen
her şeyi yapmışlar. bende yattılar o gece. şimdi bir reklam arası. reklam saçınızda
kepek varsa diye bi şey. iyi de ben kelim. uyandım biraz geç, morello’lar evlerine dönmüşler.
bereket bi teşekkür notu bırakmışlar. dur dedim kepek şampuanı aklıma
gelince ben o zaman şu kapitalizme acı çektireyim. onu kendimden eksik bırakacağım
artık. günlük ilişkilerimi de basit ve direk kurmaya karar verdim giyinirken,
duygularımı belli etmeyi de atlamadan. markete gittim. ben marketleri severim
bakkalları değil. bakkalların geçilmez tezgahları vardır. bayılıyorlar sınır koymaya,
üstelikte sınıf bilinçleri de yok. marketler öyle mi ama.  marketteki kadına o
kepek şampuanından hiçbir zaman satın almayacağımı söyledim kendinden emin.
sepetteki sabunu banda bırakırken hissetmesi gereken bir sinirle. bi şey demedi kadın.
diyalog kurmak ne zor şey, ha-ha.

evin önüne bir yazı astım. “ben acı çekerken televizyonunuzun sesini çok açmayınız.”

 

uygar asan

 

ilk yayımlandığı yer: CİN AYŞE, 9; Mart 2013.

 

31 Ocak 2013 Perşembe

 

1 şubat 2013, cuma, saat: 17.00'de
 
adresinde açılacak
"inşa etmek, oturmak, düşünmek"
başlıklı ilk kişisel fotoğraf sergime beklerim
.
.
. 

9 Ocak 2013 Çarşamba




Bu yıl yağan kar
Acaba geçen yıl
Gördüğümüz kar mı?..


Matsuo Basho(1644-1694)
çeviren: L. Sami Akalın










foto:
uygar asan,
8 ocak 2013
.
.


5 Ocak 2013 Cumartesi

 
pitikare sıkar canımı

 
gözüm kapandı ko(r)kudan
topak et kırgın
gürültü, rüzgarım pısık
sözde güneşte
oldum zannetmiş direnç parabol
rutubet yanlış oturuş!
çek, çek; ezik içim.
 

sarı hortumlu tuğlası sökük
köpeğin de güneşi iğreti
rutubet sıkıştırır, çirkin
hava, hava; dolmaz içim.

 
sağırlık mı körlük mü?
göstersem mi birini şimdi
et tığ uyumu, hah!
rutubet, eksik sıcak,
pitikare sıkar canımı.

 

SON SÖZ:
sus,
işte!yim
de!

 

 
uygar asan, yaz 2009
.

25 Aralık 2012 Salı

.

.
 
 
foto:
uygar asan,
23 aralık 2012,
burgaz, istanbul
.

21 Aralık 2012 Cuma


 
1640

                                                                                           ulus baker için... 

 
burgwal caddesindeki evimizden çıktım, sol çaprazımdaki köprüyü geçtim.
sağa dönüp ‘kereste kanalını’ seyrederek okula vardım; bu kaçıncı.
saat 11.00’de öğle yemeği arası verildi, eve gittim. babam evdeydi;
başı eğik sessizce oturuyordu. mutfağa geçtim. salona çağıran sesini
duydum sonra babamın. “otur oğlum” dedi. annemin akrabalarından,
benim uriel amca dediğim uriel da costa kendini vurmuştu.

okul 14.00’de başlıyordu, evden erken çıktım, annem öleli iki yıl olmuştu;
o gün ters yöne yürüdüm; bu ilk.
st anthoniesluis sokağının karşısına saptım.
babamın benimle konuşurken elinde tuttuğu kitap aklıma geldi,
“propostar contra a tradicao” gibi bir şeydi galiba adı.

sokakta sakallı bir adam, yere oturmuş sırtı bir eve dayalı resim yapıyordu.
talmut torah cemiyetine ziyaretlerinden tanıdığım ulyenberg başını az ilerimdeki
bir camdan uzatıp resim yapan adama “rembrandt! diye bağırdı,
adam resim yapmayı sürdürdü. resim yapan adam duymayınca
şimdi neredeyse yan yana olduğum ulyenberg bana bakıp “spinoza” dedi
“gidip şu adama bana  bi bakmasını söylesene”.
geri dönüp dürttüm adamı, hiç oralı olmadı, neden sonra ulyenberg’in yeğeni
güzel saskia’nın sesi duyulunca adam kaldırıp başını resimden,
sesin geldiği yöne bakıp gülümsedi;
bilmiyorum bu kaçıncı.

 
 
uygar asan, yaz 2009
.
.
.

18 Aralık 2012 Salı

 kalan(lar) / left behind
 
 
  I.



II.

                                            

III.

                                            

IV.

                                            

V.

                                            

VI.
 
 
              
                VII.                
                            


VIII.
 
 

IX.
 
 
 
X.



XI.



XII.
 
 

XIII.
 
 
 
foto:
uygar asan, 2012
tarlabaşı, istanbul
.
.

7 Aralık 2012 Cuma

2 Aralık 2012 Pazar

 
bungamati
 
 
I.
 
II.

III.

                                                                                 IV.

                                                                                 V.


foto:
uygar asan, kasım 2012

24 Kasım 2012 Cumartesi


günler

 

1.
gözlüğümü kırdım. önce kırmadım, önce sıkıldım, sonra kırdım. yenisini aldım. depremde herkes gitti dedi satıcı adam. pazarlık yapmadım. zaten yapmam. rakam bana uymazsa giderim, o kadar. hep böyle oldu bu. sonra yeni gözlük burun kemiğime tam oturmadı. yani sonra sonra fark ettim. sonra sonra aslında acımayla hareket ettiğimi anladım. sonra sonra aslında kendimin ‘zede’ olduğunu ve aslında bana yardım edilmesi gerektiğini demek istediğimi anladım. standart örtük. oluyor böyle şeyler.

 
2.
herkesin ağzında aynı cümle: “o iyi  biri”. iyi de  bunca kötülük nereden çıkıyor öyleyse? başolmaz sizle. ben gideyim basit şeyler düşüneyim diyorum. bi şeyler yazacaksam  da hopper’ın resimleri, serra’nın heykelleri, feldman’ın son dönem besteleri hizasında bir yazı. yazıda yalın derinlik. gösteriş düşkünü güç manyağı yamukiye’de böyle şeylere saygı duymazlar ki diyorum sonra. iyi, öyle olsun. ama men dönmezem yolumdan. ha-ha. bi de şu var tabii, basit basit yazıp konuşayım ki faşizm geldiğinde hep aydınlardan başlar ya ilkin, ben de bu sayede arada kaynayayım. ne bileyim işte sözgelimi bi bahçıvan gibi konuşup yazayım. “şimdi yapmayalım(çamı gösteriyor), o sevmez bunu. eylülde yaparız” (budamayı kastediyor)”. bu bahçıvan bir aydın bence. sonra beni bi üzüntü alıyor. faşizm bahçıvanı da yakacak, hiç şansı yok.

(kültürsüz) narsistler sinirli olur bilgi karşısında. bilgi bastırdıklarıyla yüzleşmelerini söyler gizli gizli ya sinirlenirler bu gizli çağrıya. kontrollerini kaybedeceklerini ve içlerinden hortlaklar çıkacağından korkarlar. bi de üstüne onların baktıkları yerlerle sen  ilgilenmeyiverince birden köpürüp bilgiyi ve seni aşağılamaya başlarlar. yansıtmalarla işleyen bir süperego kokusu kaplar ortalığı. her sözleri, asker, polis gibi hiyerarşikleşir. bakıyorum da bu hep olduğuna göre faşizm hep aramızda demek ki. gizli faşistleri tanımak zaman alır, ona dikkat!

bahçıvan da zorda çevresinde yani. yanımda rahat edebilirdi. “tamam, eylülde keseriz o zaman” diyorum, “yani işte budarız”. duymuyor, sırtını dönüp gidiyor. bu da başka bir yazının konusu.

 

3.
yaz sıcak geçiyormuş. gına geldi bu muhabbetten, başka  n’olacaktı ki, kar mı yağacaktı.

gözlüğümü sevmedim.

 

uygar asan, 2012
 
 
ilk yayımlandığı yer:
cin ayşe fanzin
sayı: 8, güz 2012

27 Ekim 2012 Cumartesi

lacuna
 
 
I.
                                                                             
   II.
 
III.
 
 IV.
 
V.
 
VI.
 
VII.

fotoğraf:
uygar asan, ekim 2012

12 Ekim 2012 Cuma

 
...kazimir malevich için...
...for kazimir malevich...
 

fotoğraf:
uygar asan, ekim 2012



3 Ekim 2012 Çarşamba




yenilenme

hangi ilaçlar vücudun kendini soğutmasını engeller.
gözünüzü kendiniz çıkarırsanız ki gerek yok birileri hep
bulunur, tırnak altlarında göz sıvısı bulunur. kim bulur
diye sormamak lazım, düş işte. konumuz hangi uzay
gemisini vuracağımız oyunu değil. yenilenme. olur ya da olmaz.
jenny holzer dedi ki: ”iyiler hep kazanır”. uzay gemisinde
o da olsa diye düşündüm. bunu ona söylemedim, çünkü
“kötüler hep cezalandırılır” diyen de oydu. inanmadım.

ekim 2012


 
 
fotoğraf:
uygar asan, 2012

 


fotoğraf:
uygar asan,  2012
 
 
 
fotoğraf:
uygar asan, eylül 2012

 
 

fotoğraf:
uygar asan, eylül 2012

26 Eylül 2012 Çarşamba

 
iki /z
serisinden...
 
 
fotoğraf:
uygar asan, eylül 2012

23 Eylül 2012 Pazar

 
iki/z
serisinden...
 

fotoğraf:
uygar asan, eylül 2012
 
 

17 Eylül 2012 Pazartesi

 
...tarkovsky için...
...for tarkovsky...
 
 
 fotoğraf:
uygar asan, eylül 2012
 

10 Eylül 2012 Pazartesi

 
 
...paul celan için...
...for paul celan...
 
 
fotoğraf:
uygar asan, eylül 2012

 
...beckett için...
...for beckett...
 
 
fotoğraf:
uygar asan, eylül 2012