27 Ağustos 2014 Çarşamba









karanlık gibi ama, tam da değil. henüz ışığı açmaya yeltenmemişiz. loşluğun o tuhaf tarihi











26 Ağustos 2014 Salı






kırık kalpler müzesi
















































dünyanın en orjinal müzelerinden biri bana kalırsa.
aslında kırılmış, kopmuş ilişkiler müzesi, 
arkasında hep kırık bir kalp bırakan.

müze, hüzünlü durumlardan trajik durumlara 
çiftlerden birinin (bazen sağ kalanın) ya da bir akrabanın bağışladığı nesnelerle oluş(turul)muş. 
çiftlerden birinin teklifiyle ayrılık öncesi içilmiş o son şampanyanın mantarından  
köprüden atlamadan önce geride bırakılmış bir fotoğrafa, 
ayrılık sonrası gelen bir kriz anında evin duvarının kırıldığı bir baltadan 
mutluyken birlikte gezinilen otomobilin anahtarına kadar…

son fotoğraf müzenin olduğu sokaktan. 
müzenin girişi soldaki kaldırımda açık pencereye yaslanmış erkek ile 
az ilerisindeki ayaktaki kadın arasındaki kadına yakın kapı, 
kapıdan giriş de karşılaşılan durum da en üstteki o ilk fotoğraf. 

sokak aynı zamanda nikola tesla'nın bir süre yaşadığı evin de olduğu sokak…




fotoğraf:
11 ağustos 2014
uygar asan
zagreb / hırvatistan









24 Ağustos 2014 Pazar






p. k. 


postaneye uğrayayım demiştim şehre dönünce. altında 
postane olan dokuz katlı binanın yerinde boş bir araziyle 
karşılaştım. dilek pastanesine uğrayıp durumu sordum. 
yok hayır, postane başka bir yere taşınmamış. "bir sene 
içinde bina yeniden yapılınca geri gelecektir postane" 
dedi pastanenin ekmek ustası, gülüştük. 

posta kutum kayıp.



ağustos 2014
fenerbahçe














30 Temmuz 2014 Çarşamba






.
.
.
for
edward hopper
için
.
.
.











ek belki:
http://uygarasan.blogspot.com.tr/2013/09/yeni-bir-sey-yok-artun-yeres-e-sobann.html






fotoğraf:
uygar asan
2014








10 Temmuz 2014 Perşembe







… ler / lar diye cümleye başlayanlardan hep korktum...















fotoğraf:
uygar asan
1960'lar hastane maketleri
2014






5 Temmuz 2014 Cumartesi








ya yağmur ya rüzgâr belki ikisi birden 
sürükleyip düşürmüşler üç küçük taşı havuzun dibine, 
çıkartmam gerektiğini anladım...









foto:
uygar asan
2013-14





1 Temmuz 2014 Salı

28 Haziran 2014 Cumartesi







mavi tren

blue train 





1.



2.



3.



4.



5.





fotoğraf:
uygar asan
22 haziran 2014
















10 Haziran 2014 Salı















                                         anita için...

































11.






fotoğraflar:
uygar asan
riga, 2014






19 Mayıs 2014 Pazartesi







"… ev, insanın… tinsel yayılmasıdır."
                                             eileen gray







fotoğraf:
u.a. 2014











yürürken 




1.




duruverdim, 

2.




kulağımın biri oynadı


                     3.                                                  





fotoğraf:
u.a. 2014





5 Mayıs 2014 Pazartesi






bir gün...




























fotoğraflar:
uygar asan
rumeli feneri

not: 
ayşe koçak'a teşekkürlerimle…







3 Mayıs 2014 Cumartesi







"Sonra onlar hayatın içten içe yananları
          Onlar da ısıtamazsa bırakın ormanları."     *











*
behçet necatigil, 'göz' şiirinden
ilk yayımlanış: yeni dergi, no: 98, kasım 1972
zebra, 1973


fotoğraf: 
uygar asan






14 Nisan 2014 Pazartesi







en yakın köy  *
.
.
.
the next village  *










*    "en yakın köy" adıyla türkçeye çevrilen
franz kafka'nın kısa öyküsü… 



*    "the next village" is a short story by franz kafka...



fotoğraf:
uygar asan
2013





6 Nisan 2014 Pazar








                                                         ziyaret



                                              artık beni tanımıyor.







uygar asan
2014





1 Nisan 2014 Salı








himalayalara doğru…

heading himalayas…




1.



2.




fotoğraf:
uygar asan
nepal 
kasım 2012







31 Mart 2014 Pazartesi







           çuvallar



        apartmanın çatısı tamir edilirken sekiz çuvala yakın 
        kitap çıktı tavan arasından, eskiden bu apartmanda 
        oturmuş biri(leri)ne ait. öylece kalmışlar orada,
        toz içinde. kime ait olduklarını bilmiyor kimse. 
        daireler el değiştirip durmuş yıllar içinde. bir isme, 
        isimlere ulaşmaya çalışıyorum. 
        o(nlar) hiç yaşamamış(lar) gibi olsun istemiyorum.



               1 nisan 2014
               uygar asan







24 Mart 2014 Pazartesi






mirabeau köprüsü 
ve 
"kol saati olmayan celan"  *
 .
 .
.

pont mirabeau 
and 
"celan without a wristwatch"  *











                                                                                  
                                                 * pierre assouline,
                                                             o nefis denemesinin ismi 
                                                           "kol saati olmayan celan"dır.



fotoğraf:
uygar asan
 2014





                                         




                  tükenmez kalemli öykü
  

                                                                                                                                    yusuf atılgan için…



dışarıdan gizlenmek için en iyi yol bir hastanın yanında gizlenmektir. gizlenmek ciddi bir iştir, onun yanındayken ona da hastaymış gibi görünmelisiniz. yoksa hasta bir an gelir sizi ispiyonlayıverir, bu yüzden hep dikkatli olunmalıdır. durum bu kadar da değil, bu süreçte empati yeteneğinizi koyulaştırırsanız bir an gelir hayat paylaşılmış psikoza dönüverir. bu çürük bir iple bir kuyuya inmek demektir. zor çıkarsınız. kim kesin cevaplayabilir ki bir ip ilk kez ne zaman kopar? başarılabilir yine de. şans birlikte güçlenip odaları yıkabilme gücü yakalayabildiğinizde belirir. belirirse. sıçrama. çizikleriniz vardır kuyudan çıkarken, olmuştur, ama işte kimse bilmez bunları. herkes kendine yolda değildir.


        macar lasalo biro icat etmiş tükenmez kalemi 1938 yılında.
        biro II. dünya savaşı sürerken arjantin'e göçmüş, iyi ki; 1940
        yılında da patentini almış icadının.


piyonlarımdan biri daha esir alınmak üzere, üzerimde bir huzursuzluk. dışarıyı seyrediyorum. tükenmez kalemle yüzümü kaşırken açık olduğunu unutmuşum, yüzüm çizik çizik olmuş mürekkeple. iyi olmadı bu iş, böyle gidilmez ki konfeksiyona.


        henry martin adında bir ingiliz, hükümeti için çalışmalar
        yaparken tanışıyor lasalo biro ile  arjantin'de. hayran kalıyor
        tükenmez kaleme, hemen ingiltere üretim ve satış haklarını
        satın alıyor biro'dan ve ingiltere'de reading 
        yakınlarında açtığı atölyede hava kuvvetlerine satılmak 
        üzere 30.000 tükenmez kalem yapıyor. ilk üretim.


eski günlerden birinde, 1973, gümüşhane'de bir otel. uyarmışdı beni "nereliyim dersen de ama sakın bayburt'luyum deme, pek sevilmiyor bayburt'luyum demek buralarda." tersi de doğruymuş, yani bayburt'dayken gümüşhane'liyim demek. o çirkin çaya paralel ana caddedeki bir konfeksiyondan trevire kumaştan bir takım aldım, yanmaya dayanıklı ve de gösterişli; inandırıcılık için güzel görünmeli kıyafetler. "çay deme ırmak de!" diye daha önceki bi konuşmamızda yine beni uyarmıştı hastanede yanında saklandığım tip, "küçültme, küçük şeyleri sevmiyorlar burada" dediydi kıkırdayarak sonra. araştırmamın bir yerinde uğramak zorunda kalmıştım o otele. oteldeki resepsiyon görevlisi eski konaklama defterlerini getirdi,"arşivdeki defterler bu kadar efendim" dedi bırakırken önüme. bu "efendim"i takım elbisem söyletiyor ona, anlayın; bazı şeyler hiç değişmez. defterlerden dördüncüsünde, konaklama tarihi açısından doğru sayfaya geldiğimde birden diğer sayfalardan farklı olarak, tükenmez kalemli bir yazı çıkıyor ortaya. işte bu kritik, birden o sayfada değişiveriyor kalem, sonraki sayfalar yine diğerleriyle aynı. şu dille ıslatılınca yazmaya başlayan marangoz kalemi kullanılmıştı öncekilerde ve sonrakilerde. takım elbiseme çay getirmek için arkaya gidince resepsiyondaki adam, düşünüyorum: doğru sayfadayım ve o sayfa tükenmez kalemle yazılmış.


       sivil halka ilk satış ise biro patenti altında eterpen şirketi
       aracılığıyla 1945 yılında arjantin'de gerçekleşiyor. internetten
       rahatlıkla bulunabilecek ki ben de oradan buldum, bu bilgiler
       bana ait değil, ama işte bilgilerin son kısmı önemli, tükenmez
       kalemin sivilleşmesi. ya türkiye'ye ilk gelişi,  sivil miydi peki?


1973 yılı ekimin yedisi. kadın gümüşhane'de bu otelde kalmış bir gece, defterdeki tükenmez kalemli tarih. geriye doğru, manisa'dan, ankara’ya yolculuğumun şimdiki durağı da gümüşhane. ertesi gün gümüşhane'den ankara'ya geçmiş kadın. ankara'daki oteldeki tarih 8 ekim 1973'dü çünkü, çarşamba. yusuf atılgan kadınla ankara dışkapı'daki otelin resepsiyonunda karşılaşıyor ilkin. yusuf atılgan'ın kadınla tanıştığı o gün birlikte geçirdikleri geceye sarkmış. ertesi sabah (perşembe) kadın kayıp. resepsiyondan kadının sabah trenle manisa'ya gittiğini öğrenebilmiş sadece atılgan. salonda otururken bir ara, kadının "neden hep gecikir trenler?" dediği geliyor aklına atılgan'ın. hemen rica ediyor resepsiyondan 177403'ü bağlamalarını; açık adres: ‘bilgi yayınları, sakarya caddesi, no: 8.’ kitabın matbaaya gittiğini kasımda çıkacağını söylüyorlar yayınevinden. "ama," diyor nimet hanım telefonda "bunu size daha önce söylemiştim yusuf bey!", haklı. bu bir anlık dalgınlığın cevabı dün gecede. yayınevinin kendi matbaası bu. fırlayıp ilk denk gelen taksiyle matbaaya geçiyor yusuf atılgan. yolda kadının bindiği trenin bu akşam manisa'da olacağını düşünüyor. dizgici namık abi atılgan'ın yalvarmalarına dayanamayarak bir ekleme yapmayı kabul ediyor; kitabın ilk sayfasına, sadece bir cümlecik: "… perşembe gecesi gelen kadının...", "... perşembe gecesi gecikmeli ankara treniyle gelen kadının..." oluyor. 
hepsi bu.



       1964'den beri türkiye'de kalem üretimi yapan scrikss
       şirketinin istanbul başakşehir'deki merkezlerine yazdım,
       sayın soner besler'den gelen yanıt, kendisinin deyimiyle
      "sektörümüzün duayeni sayın naim civre"ye yönlendiriyordu
      beni. çok sıkışık bir zamanında aramışım sayın naim civre'yi,
      telefondaki konuşma sirkeci'deki emniyet kırtasiye'ye çay
      ve tanışma davetiyle son buldu. gitmeyeceğim.



kaç gündür dışarı çıkmıyorum. hava güzel diye dışarı çıkılması mı lazım, kim sokuyor bu klişeleri insanların kafasına bilmiyorum ki. açtım pencereyi...

gümüşhane'deki otelin bu eski konuk defterinde o sayfa, neden sadece o sayfa tükenmez kalemle yazılmış? gecikmeli ankara treniyle gelen kadının otelin defterine kaydını da bir an boş bulunup bir tükenmez kalemle tutmuş olabilir mi zebercet, yoksa tükenmez kalem zebercet'in ruhunun ağırlığıyla çelişir mi? zebercet'in tezgahına tekme attığı o kestane satan adama sinirinin temelinde, adamın bulmacalarını çözdükten sonra külah yaptığı gazeteler için kullandığı o tükenmez kalem var mıydı yok muydu? evet çelişkili. peki, gecikmeli ankara treniyle gelen kadın gümüşhane öncesi neredeydi, neler yapıyordu?

    
belki başka bir zaman...





uygar asan

2013



ilk yayımlandığı yer:
cin ayşe fanzin 
sayı: 11, bahar 2014