25 Kasım 2013 Pazartesi





… oradan burası nasıl görünüyor?..

(… how it is seen here from there?.. ) 




1.






2.



fotoğraf:
uygar asan
2012







       (soğuk)


         9



uyku gelir. telefon gelir. kim bakacak şimdi. kimse.
kendimi tüketiyormuşum; ne yapsaydım yani. sabah,
gözler buğulu. çaaat! yumurta düşer. düşerse düşer,
kapıyı kimse çalmaz ama; uydur, dağıt,
sızlan, yalvar, düş, ağla, kendini kırma!
yani ne aslın varsa gör!
çarpma işte şu duvara dedim. elli kere söyledim,
söylemedim mi? beton bağımlılığı, ha ha!.
şimdi ben olmak var tunne.
nilgün marmara’nın evinin önünden geçtim, kapıyı çalmadım.
siz hiç 5. katın balkona çıktınız mı? çıksanız
içiniz acır. duyuşuna aşinayım diye onun hayatına sızacağım
mı sandınız; ancak kendine bi hayat kuramayan
başkalarının hayatına sarkar. ben hiç öyle biri olmadım
söylemem lazım. açmak istediğim telefonlar oluyor.
olmuyor mu? oluyor. hissediyorum, beni anıyor, yan yana
gelsek yaralarımıza üflerdik. kendimi tutuyorum.
yok, çok geç! rüzgar şimdi başka kumu kaldırmakta.
kimseyi şimdi yarama üfleyen rüzgar yapamam ben,
altında kemiklerim takırdar. şimdi görmeyen sonra görür,
o yüzden hayır!
 bi de herkesin derdi beni gerdi cümlesi var. toplum bireyden
daha mı önemlidir diye sormuştum on yıl önce; vaaay sen misin
bunu soran hem de şu haline bakmadan ha? sanki dünyanın
en ayıp şeyini sormuşum gibi, telefonlarım çalmaz oluverdi.
bi de şu halim ne demekse... şimdi bu tepkicilerin ikisi devletle el ele.
sıra üçüncüde, yakında gelir haberi. dördüncüsü karısını dövüp
duruyor hiç içeri almıyorlar. beklediğim telefon başka. karıştırmayın.
hani şu benim geç geldiği için açamadığım, yine gelsin dediğim;
bir dilek işte. lacan dedi ki "toplum bireyden daha önemli değildir,
daha önemsiz de değildir ama"; hepsi bu yahu. bi daha yazayım, hepsi bu!
ben ölürsem toplum mu ölür, ha? karıştırıyorum sanıyorlar,
yok öyle bi şey. bastırdıklarınızı okuyorum. utanmadan
bi gün biri sofrada “varlık en karanlık kavramdır” diyen heidegger’den
alıntı yaptı. olamaz, bi insan bastırdıklarını böyle zavallıca mı
entellektüelize eder; hiç mi bi şey anlamadın, nedir şimdi
bu çarpıtma. bırak onu, şu zavallı ah.so. görmediği
bir film üzerine karşı tarafa “duyduğum kadarıyla kötüymüş”
diye yazabilmiştir, dedikodu tonunda. böyle ‘bilgi sever’ olunuyor işte,
yutturur tabii bu sığlıkta. çok sonraları duydum, biri bi gün birine demiş ki:
“ah, nasıl sorunlu o zavallı bi bilsen!”. “bir gün senin günlüklerin de
yayımlanır da herkes öğrenir durumu”. “ama” demiş sonra,
“ölümünden sonra yayımla o sayfaları lütfen de cevap bile veremesin!”

bu çocukluk yaralarıyla normaldir bu donma. iyi de bu kelimeyi
tanımlayın diyorum, çıt yok. yahu, tanımlayın şu ‘normal’
kelimesinin anlamını diyorum, duymadınız mı? çıt yok!
 senin vücudun güzel dedi bana, sonra öptü beni. en çok ani öpülmeyi severim ben.
ben de seni öpersem bu duygularına karşılık vermek anlamına gelir mi diye sordum.
o bi şey demedi, ben de öpmedim. karışmayan iki su. oysa vücudun güzel
demesini sevmiştim. olmasa n’olur ki, o da ayrı tabii. birine iltifat
ettin mi hemen seni hayran kitlesine davet edenlerden biri değildi o.
ben de değilim. insanı duygularına karşılık vermek anlamına
gelmeden öpemez miyim ben yani diye düşündüğüm oldu sonra,
ne bileyim!...

robert ryman bi gün maleviç’e rastlar. bu “düğün”dür, çok açık.
işte bu anlamda kaç kişinin hayatında düğün vardır ki?

ben ölürsem yoksa siz mi ölürsünüz? ölmezsiniz.
siz biliyor musunuz bu arada mezarlık fiyatlarını. somut konuşun
ölüme dair dediydim, aman dedilerdi çok karamsarsın. sizin
aydınlığınıza tercih ederim gerçeği diyecek olduydum ben de,
gene aynı şey, bi daha aramadılar. sanki ölmeyecekler!

yani şiiiiimdi bu ne tür bir eziklik yarattığınız.
leke gibi bir yük. benim hiiiiiç yurdum olmadı.
hani çoooook yağar derler ya londra’da yağmur.
ben şimdi kalkıp yerleşsem londra’ya hani işte yunmak için,
içimdeki cesettttte yıkanır mı, sanmam. laf işte.

kendimi hiç evden çıkartmadan kendime sürdüm.
içtim, kanım yandı. duvara baktım canım yandı.
uzakta biri beni andı.


uygar asan
 yaz, 2011



ilk yayımlandığı yer:
2 aralık 2011'de 'açık hava blog'








20 Kasım 2013 Çarşamba






bi kere haklısın demediler. . .

(nobody said you are right even once. . . )







fotoğraf:
uygar asan










15 Kasım 2013 Cuma

       



        (soğuk)



       10.



bağırıyorum mu. bir elmanın üstüne indiriyorum tekmeyi.
elma eziliyor. eğilip çekirdeklerini ayıklıyorum posadan.
sembolik düzeyde ilerlemek için zihnin çelişkili olduğunu
açıp bir sokakta çıplak olması gerekir. konu şimdi bir kuyu
olur. ne kadar derin kazılırsa duyguların dibinde duran zihnin
sembolizasyonu o kadar inandırıcı olur. klein’ın atlayışında
alttaki branda negatiften silinmiştir ama derse biri konuyu
hiç anlamamış demektir. anne(ler), meme(ler) ve rahim(ler)dir.
çık git ve dönüp emme. anne kapının öbür yanı evlat içerisidiri
diyalog da sanma, yetmez. iş evden tümden çıkmakta.
üstümüzdeki kan (şimdi) sembolik, kanama içeride.
kapı ardında kapı ardında kapı ve kan. oradan ormana çıkılır,
kurumuş. dallardan birine bağlı bir ...
ipleme, ipi kes!.
yok korkacak bi şey,
geçer bu hıçkırık bi gün.


hayatımda hiçbir şeyi anlıyorum.





ilk yayımlandığı yer:
2 ekim 2011, açık hava blog







amaaan sen de!..

(you take it easy!…)








uygar asan, 2013






12 Kasım 2013 Salı



         
          (soğuk)
        


       11.




çimenlerin üzerindeki bir taşın yerini değiştirdim, eski
ize de sesimi çıkartmadım. kurtlu, hayat var. su geldi geldi
taşın yanından dolaşıverdi. gözleri birbirine çok yakın
biri durup selam verdi. kucağında ağır bir tüy.
telefon çaldı. zamansızdı. yine de sevindim. dışarı çıktım.
dolmuşa bindim. dolmuş durdu. inmeden son anda parasını
ödeyen bir adam vardı. kadın yanında bekledi, inmedi.
ben bunu güçsüzleştirmeye değil sevgiye yordum.
internet kafeye gittim. asma katta biri vardı.
acaba şifrelerimi görüyor mu diye yer değiştirdim.
yan yan bakındım yukarı. önündeki bir şeyleri tamir
ediyordu. beklediğim gelmemiş. yoruldum. iki sevgili
erythrai fotoğrafları paylaşmışlar. tarihe baktım benden
bir gün önce. olsun dedim, gecikmek hiç gelmemekten
iyidir. bu cümlemi erotik buldum. çıktım. neden diye
düşündüm yolda, heteroseksüel çiftlerde erkekler kadınlardan
4-5 yaş daha büyük olur. kadınlar ortalama 4-5 yıl daha uzun
yaşar oysa. bu kadınların son 8-10 yılını yalnız yaşayacakları
anlamına gelmez mi. heteroseksüel bir çift aynı yıl ölmek
istiyorsa kadın 4-5 yaş daha büyük olmalıdır. svetlana boym’un
yaşına baksaydım keşke internet kafedeyken diye düşündüm.
internet pişmanlığı, ha-ha. dolmuşa bindim. dolmuşçuların müziği
arabeskten arabesk popa kayıyor son on yıldır. son kuşak
arabeskçiler ölünce geriye sadece arabesk pop kalacak.
sonrası da pop. bu hızla ilk yerli xenakis’i 2150

yılında dinlemek mümkün olacak dolmuşlarda. hayatın 
kısalığına üzülüyor insan. ben göremeyeceğim. olsun diyelim. 
demeyip ne olacak!..

eve geldim. a. şiir okuyordu. kavak mı güzeldir söğüt mü
diye sordu. söğüt dedim. bence de söğüt dedi. gerekçelerimizi
konuşmadık. açık. koltuğumun altını öpsene dedim.
güldü. sevindim. 
kalktı, kapının önüne bir kap su koydu.
bir saksağan geldi önce. sonra bir kedi. su bitti. a. kabı tekrar doldurdu.
“şimdi sıra serçelerde” dedi, “en narinler en son gelir”.



uygar asan




ilk yayımlandığı yer:
2 kasım 2011,  'açık hava blog'...






6 Kasım 2013 Çarşamba

  
 
 
arshile gorky...
 
 
 
khorkom köyü, van; uygar asan, 2012.
 




ressam arshile gorky'nin doğduğu
ve ermeni soykırımının yapıldığı 1915 yılında
terketmek zorunda kaldığı van'ın khorkom(dilkaya) köyü
.
.
.

khorkom (dilkaya). a village in van / turkey
where the painter arshile gorky was born.
  he had to leave the village in 1915,
 because of the armenian genocide
.
.
.





not:
sabahattin umutlu'ya teşekkürlerimle
.
.
.
 
 
 






          tayin


          a.
          arılara takmıştı babam, sonunda getirip 6 kovan koydu bahçeye.
          tayinimiz çıktı dün. annem ilk iş kovanları sattı. geçen hafta ilçeyi
          ziyarete gelen bakanın çocuğunu sokmuştu arılar.

          b.
          kızağımla kayarken kaz yetişip bacağımı ısırdı. altındaki demirler
          paslanmış. arıları alan adamın benim yaşıt çocuğuna gitti kızak.



          uygar asan





          ilk yayımlandığı yer:
          malone fanzin, no: 2 (nisan 2008)